Hitchcock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hitchcock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2011 Pazar

Sinema Grubunun İlk Turda Random Seçilen İlk 7 Filmi

Topnote: Tüm bu filmleri izledikten sonra bir önceki postumda bahsettiğim filmlerin tüm dinamiklerini şanına yaraşır şekilde değerlendirebilmek adına bir form düzenledik. Yapılandırılmış film analizlerine geçmeden önce bu filmleri de eklemek istedim hem fikir versin, hem de ufaktan oluşturmayı düşündüğüm arşivim için küçük bir başlangıç olsun istedim.
           
        Sinema Grubumuzda toplamda 7 kişi olduğumuz için, ilk turda 7 film izledik. İzleyeceğimiz filmleri tema, tür, yönetmen ve akım ayrımı gözetmeksizin, grup üyelerinin istediği filmlerden oluşturalım diye düşündük ve istediğimiz filmleri kura ile belirleyerek sıraya koyduk. Grup üyelerinin çağrışımlarına bırakılarak kura usulu belirlenmiş filmler sırasıyla şöyle oldu: 


* İlk Film Zeki Demirkubuz'un Masumiyet adlı filmi oldu. (Kişisel: Harika bir başlangıç oldu.)
Vizyon tarihi: 24 Ekim 1997 
uzun metrajlı film Türkiye . Tür: Dram
Süre: 110 dk Yapım yılı: 1997
Özet: Yusuf namus cinayeti sebebiyle girdiği cezaevinden çıkmıştır. Ama hayatta hiç bir amacı kalmamıştır artık. Uğur ile Bekir’in ise hikayesi bambaşkadır. Bekir uğrunda ölecek kadar çok sevmektedir Uğur’u. Ancak Uğur hapisteki Zagor’a aşıktır. Bir de Çilem vardır. Annesi Uğur’un hamileyken yediği dayaktan dolayı sağır ve dilsiz doğmuştur küçük Çilem. Yusuf köhne bir pansiyonda Bekir ve Uğur ile tanıştıktan sonra üçünün hayatları dramatik bir şekilde değişmeye başlar.Kır sahnesindeki Haluk Bilginer’in hafızalara kazınan uzun konuşmasıyla ve müthiş performansıyla çok konuşulan film, 2006 yılındaki yönetmenin çektiği Kader filminin sonrasını anlatır. Film, bir hayli ironik olan sonuyla da izleyende büyük bir etki yaratmıştır. Türk sinemasının çıkardığı en iddialı ve iyi filmlerinden biri olan Masumiyet, Antalya Film Festivali’nde 4 Altın Portakal ve Altın Koza Film Festivali’nde dört ödül aldı.  Daha detaylı bilgi için lütfen knock knock! 


* İkinci film Shining oldu.(Laf aramızda sinema Grubunun ilk turu Kubrick'siz düşünülemezdi:)
Orijinal adı: The Shining
uzun metrajlı film İngiltere . Tür: Korku , Gerilim
Süre: 146 dk Yapım yılı: 1980 
Özet: Jack Torrance (Jack Nicholson) Colorado dağlarındaki Overlook Oteli’nin bakıcısı olmayı kabul eder. Otel kışın kapalı kalacağından Jackve ailesi uzun bir süre boyunca mekanın tek misafirleri olacaklardır.
Kar fırtınası aileyi dış dünyadan yalıttığında, medyumluk ve telepatik güçlerden nasibini almış olan Jack’in oğlu Danny otelin 'perili' olduğunu ve ruhların babası Jack’i yavaş yavaş çıldırma noktasına getirdiğini farkeder.Jack, yıllar önce karısı ve iki kızını öldüren otelin eski bakıcısı Bay Grady’nin hayaletiyle tanıştığında işler iyice kızışacaktır.Shining çoğu kişiye göre Kubrick’in gerçek başyapıtı. Usta yönetmen bu filmde gerilim ve korkutma sanatını, eşsiz bir grafik anlatımla sıfırdan inşaa ediyor. Filme kaynaklık eden Stephen King’in romanı, ülkemizde de 'Medyum' adıyla, bir dönemin en çok satan kitapları arasındaydı. Daha detaylı bilgi için lütfen knock knock
                                                                

* Üçüncü Film "The Weeping Meadow" oldu.
Yönetmen: Théo Angelopoulos
Orijinal adı: Trilogia I: To Livadi pou dakryzei
uzun metrajlı film Fransa , Yunanistan , İtalya , Almanya . Tür: Belgesel , Romantik
Süre: 170 dk Yapım yılı: 2004
Özet: Theo Angelopoulos üçlemesinin ilk filmi olan Ağlayan Çayır’da, 1919-1949 arasında yaşanan bir hayat hikayesini anlatılıyor. Eleni, Odessa’da doğmuş fakat savaş döneminde hem annesi hem de babası ölmüştür. Alexis’in ailesi tarafından evlat edinilir ve aile Odessa’dan göç eder.
Ağlayan Çayır, yeni bir kasabaya yerleşen aileyle beraber büyümeye başlayan çocukların, özellikle de Eleni’nin hikayesedir. Bu bir Yunan trajedisi diyen Angelopoulos, Eleni’yi (Troyalı Helen) bir simge olarak kullanmış. Bir kadının çocukluğundan başlayıp gençliğini, aşık oluşunu, sahip olduğu herşeyi kaybedip yeniden yalnız kalışını anlatıyor.Angelopoulos bu filmle, 2004 yılında Avrupa Film Akademisi Ödülleri’nden Eleştirmenler Özel Ödülü’nü kazandı. Üçlemenin ikinci filmi, 1953’te Stalin’in öldüğü gün Özbekistan’da başlayan bir yol hikayesi olacak. Daha Detaylı bilgi için lütfen knock knock!


* Evet dördüncü film yine kült bir Hitchcock filmi oldu: Vertigo.
Yönetmen: Alfred Hitchcock
uzun metrajlı film ABD . Tür: Gerilim , Dram
Süre: 129 dk Yapım yılı: 1958 
Özet: San Fransisco polisinden dedektif Scottie Fergusson, bir suçluyu kovalarken, damdan düşen ortağını kurtaramaz ve yükseklik korkusu başlar.
Polisliği bırakan ve özel dedektif olan Scottie’yi, eski okul arkadaşı Gavin Elster karısını takip etmesi için tutar. Scottie, genç kadının peşinden San Fransisco’ya döner ve kendisini karmaşık olayların içinde bulur. Daha detaylı incelemek için lütfen knock knock!



* Beşinci film sinema grubumuzdaki narsistik yanı ağır basanları ortaya çıkarmak için minik bir tuzaktı sanki: LONDON.
London 2005 yapımlı Hunter Richards'ın yazıp, yönettiği ve başrollerinde Jessica Biel, Jason Statham ve Chris Evans'ın oynadığı romantik dram filmi. Film, iki eski sevgilinin partideki karşılaşmalarını ve başlarına gelenleri konu almaktadır. Aynı zamanda filmin başrol oyuncuları (Biel, Statham, Evans) birlikte Cellular filminde de oynamıştır. Daha detaylı incelemek için lütfen knock knock!
Filmin Türü: Drama, Romantik
Yönetmen-Senaryo: Hunter Richards
Orjinal Adı: London
Filmin Süresi: 92 dk.




* Altıncı film hem Avrupa, hem absürt hem de Fransız olsun demiştik ki zaten kur'adan da Amelie çıkmıştı:
Vizyon tarihi: 26 Kasım 2001 
Yönetmen: Jean-Pierre Jeunet
Orijinal adı: Le Fabuleux destin d'Amélie Poulain
uzun metrajlı film Fransa . Tür: Komedi
Süre: 120 dk Yapım yılı: 2001 
Özet: Şarküteri, Kayıp Çocuklar Şehri ve Alien 4 yönetmeninden Fransa’yı altüst eden yeni film. Mösyö Poulain’in bahçesinde neler oldu? Paris sokaklarında yırtılmış portreleri dolaşan esrarengiz adam kim? Yakışıklı Nino’nun fotoğraf albümü ile alıp veremediği ne var? Ve hepsinin ötesinde Amélie Poulin’i kim mutlu edecek? Jean Pierre-Jeunet tüm bu günlük hayata dair sorulara varoluşçu yanıtlarla geliyor. Olağanüstü!!! İncelemek için lütfen knock knock



* Yedinci Filmimiz Paris-Texas oldu. ps: Beğeneceğimi biliyordum da bu kadar etkileneceğimi hiç beklemiyordum. 
Yönetmen: Wim Wenders
uzun metrajlı film Fransa , İngiltere , Batı Almanya , ABD , Almanya . Tür: Dram
Süre: 148 dk Yapım yılı: 1984 

Özet: Travis, sessiz bir adam. Sırlarını sadece yollarla paylaşıyor. Kırmızı şapkasıyla, çoğu insanın arabayla bile zor katlandığı yollara ayaklarıyla meydan okuyor.
Bir gün Travis kardeşinin davetiyle yeniden medeniyete dönüyor. Evde onu kardeşinin eşi ve kendi oğlu beklemektedir. Başta uygar ve kuralcı bir yaşamı dışlayan Travis oğlu için katlanmaya başlar. Hatta alıştıkça, uzun süre ertelediği bir şeyi yapmaya karar verir. Yeniden yollara dönmeden önce, eski karısını bulmak...
Wim Wenders’in filmi, tüm zamanların en etkileyici filmleri arasına rahatlıkla girebilir. Olağanüstü karakter çalışması, yerleşik hayatı ve konformizmi tartışması ve tabii müthiş karşılaşmayı konu edinen unutulmaz son sahnesi bu filmi 20. yüzyılın zirvelerinden biri yapıyor. İncelemek için lütfen knock knock!


Yüze Göze Bulaştırılanlardır Aslında Rüyalar...

İster mevcut duygunun yönelimi diyelim, ister canım istedi oldu.. Mesela, pazartesileri sevmeye çalışırken yanlışlıkla başka bir şeyi sevdiğiniz olmuş mudur? Aslında bence fark etmesek de hep öyle olmuştur. Kovaladığımızı sandığımız duygu tarafından kovalanır, zorlamaya çalıştığımız duygunun tuzağına kolaylıkla düşüveririz. Bunun adına da tesadüf der, akla uydururuz. 
Neden mi? 

Yazının bu bölümünde sıkıcı ama gerekli bir kaç önemli bilgiyi en kaba haliyle naçizane vermek isterim. Anlatmaya Freud Baba'dan (Sigmund Freud hakkında detaylı bilgi için knock knock ) desteklerle yola çıkmak istiyorum. Şöyle ki; başta da söylediğim gibi mevcut duygu muhabbetine dönüyor kelimelerim. Freud, bilinç altı denilen zımbırtının iki karşıt güçlü duyguyu barındırdığını söyler "Libidinal enerji". Hatta libidonun görünümleri, Sevgi ve Nefret'ten oluşur der.
Kısa ve net bir örnek vermek isterim: Orgazm olunduğunda duyduğun haz, yeşil bir elma yenildiğinde duyulan haz ile aynıdır. Esasında açığa çıkan enerji aynı, ancak enerjinin yönelimi farklıdır. Tabii olay, elma bulamıyorsam sex yapayım nasılsa açığa aynı enerji çıkacak ve libidom bayram edecek değildir. Çünkü bu noktada sosyal normlar yani süper ego devreye girer. Cins-i  Adem'i ya da Havva'yı her arzuladığında (idin her istediğinde sex yapamayacağına göre) toplumca daha kabul edilebilir, görünüşte sosyal olarak kabul görecek orgazmlar yaşamayı yeğlersin. Mesela, kayak yapmak, yüzmek, şarkı söylemek, onay almak, takdir edilmek, gurur duyulmak gibi.. Her öfkelendiğinde sokaktan birini çevirip dövmek yerine box yapmak da aynı enerjinin diğer türlü açığa çıkışıdır. Hem libidinal enerjiyi deşarj edecek hem de toplum tarafından sıkıntı yaratmayacak seçimler yapmak kişisel eğilimlerle de paraleldir esasında. Bu noktada daha sonra detaylı bir biçimde id, ego ve super ego kavramlarıyla birlikte, Carl Gustav Jung'un kollektif bilinçaltı modeli üzerinde uzun uzun postlar yazmaya karar verdim. Bu kadar kısa anlatılabilecek bir konu değil.

Evet konumuza ve bu ilk post olma şerefine nail olacak yayınıma neden böyle başladığıma dönersek; pazartesileri sevmeye çalışırken, sevgi-nefret dürtülerinden oluşan libidinal enerjimin yönelimini nereye çevirsem bilemedim ve bir sinema grubunun içinde buluverdim kendimi. Amatör olarak başladığımız grup epey yol kat etti. Geçen yıl bu zamanlar başladığımız sinema grubumuzla her hafta bir film izliyoruz. Birbirini hemen hiç tanımayan üyelerin oluşturduğu sinema grubumuzda önce grubun her bir üyesinin istediği değişik tür ve temalarda filmler izledik. Ardından daha ayakları yere basan eleştiri ve araştırmalar yapabilmek için filmleri tema, yönetmen, tür, akım alt başlıklarında seçip izlemeye koyulduk. İlk seçtiğimiz filmler şunlardı:



Grubun kaynaşması için biraz romantik bir başlangıç yapmak istedik ve ilk olarak Wristcutters: A Love Story'i izlemeyi tercih ettik.


Yönetmen: Goran Dukic 
Orijinal adı: Wristcutters : A Love Story
uzun metrajlı film ABD . Tür: Fantastik , Dramatik komedi
Süre: 91 dk Yapım yılı: 2006 
Özet: Zia, kız arkadaşı Desiree’den ayrılınca yaşadığı acıya dayanamaz ve intihar eder. Acısını sonlandırmanın yolunu ölümde bulacağını sanırken hiç beklemediği bir şekilde büyük bir yanılgıya düştüğünü anlar. Gözünü, sadece intihar edenlerin var olduğu bir dünyada açar. Daha detaylı incelemek için lütfen knock knock . 
Grup üyelerinin serbest çağrışımlarına güvenerek spontan seçilen ilk 8 filmi ve kısa künyelerini sonraki postlarda paylaşacağım. Hepsinin kıymetli filmler olduğunu düşünüyorum. 
Sonuç olarak bu ilk postumda, görünüşte bir sinema grubundan bahsetsem de, kendimi pazartesileri sevmeye zorlarken, filmleri ve film izlemeyi severken bulduğumu anlatabilmek için yayınladım. Sanırım artık pazartesileri sevip sevmemek pek de umrumda değil, zira bambaşka bir hazzı keşfetmeme neden olan pazartesilere müteşekkirim. Sıklıklıkla görüşmek üzere şimdilik çaw!


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...