Kubrick etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kubrick etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2012 Cumartesi

Bir Stanley Kubrick 3'lemesi

      Sinema grubuyla seçip izlediğimiz üç Stanley Kubrik filminden -ayarını nasıl tutturacağımı bilemesem de- çok derinleşmeden bahsetmek istiyorum. Kubrick 80'leri atlayıp (Kubrick'in 1980 yapımı "Shining" filmini sinema grubunun ilk turunda izlemiştik.) kronolojik sırayla izlediğimiz kalan 3 filmi şöyle;
    * 90'lardan 1999 yapımı Tom Cruise ve Nicole Kidman'ın baş rollerini paylaştığı "Eyes Wide Shut"; 
     * 70'lerden 1971 yapımı baş rolde Malcolm MacDowell'i izlediğimiz "A Clockwork Orange";
     * 60'lardan 1968 yapımı "2001: A Space Odyssey"
    Esasında üç film de bir postta es geçilmeyecek değerde pek tabii ama daha önce de dediğim gibi, Kubrick ayrı bir durum ve beni üzerine düşünürken oldukça yıpratıyor. Hoşgörünüz bu noktada benim için kıymetlidir :)

İlk filmimiz "Eyes Wide Shut (Gözü Tamamen Kapalı)" oldu:
Her zaman ki gibi kısa bir künye ile başlayalım: 
Vizyon Tarihi: 22 Ekim 1999
Yönetmen: Stanley Kubrick
Senaryo: Fraderick Raphael
Oyuncular: Tom Cruise, Nicole Kidman, Sydney Pollack
Görüntü Yönetmeni: Larry Smith
Orjinal Adı: Eyes Wide Shut
Uzun Metrajlı Film: İngiltere Tür: Dram
Süre: 159 Yapım Yılı: 1998
   Özetle ; Dr. William Harford ve karısı Alice uzun zamandır mutlu bir evlilik sürmektedirler. Fakat partiye gittikleri bir gecenin sonrasında William, bazı kadın hastalarının kendisiyle ilişkiye girmek istediklerini söyleyerek karısını oldukça kışkırtır. O da bir zamanlar karşılaştığı bir ordu çalışanıyla ilgili sexüel fantazilerini anlatır ve William'dan da kendi fantazilerini anlatmak konusunda dürüst olmasını ister. Bu William'ı çok üzer. Karısı ile ordu komutanın sevişirkenki görüntüsü aklından bir türlü çıkmaz. Bu onda seksüel bir ilişki yaşama takıntısı yaratır. Bir gece sokakta eski bir hastasının kızıyla karşılaşır. Üvey babası gibi gözüken adam kızını pazarlamaktadır. Daha sonra sokaktan geçen gençler tarafından hakarete uğrar. Başka biri onu evine götürür ve evde genç bir fahişeyle eğlenen adamları görür. Başka bir gece, Nick Nightingale adındaki bir arkadaşının piyano çaldığı gece kulübüne gittiğinde ise gizli bir seks grubunun var olduğunu öğrenir ve onların toplantılarına katılmaya karar verir ancak bu kararı, ilerde hayatını, kendisine saygısını ve evliliğini tehdit edecektir. Bilgiler buradan, ama yetmez derseniz daha detaylı bilgi için lütfen knock knock! 


     Arthur Schnitzler'in aynı adlı romanından uyarlanan filmin barındırdığı tematik detaylara kabaca göz atmak gerekirse; ahlaki çöküş, aile içi uyumsuzluk, erotizm, kadın-erkek ilişkileri, evlilik ve beklentiler gibi başlıklar açılabilir. Filmin psikoanalitik  detayları ise kabus ve rüyalar, sadakat, cinsellik, ayin, gizli cemaat, takıntı, paranoya, kıskançlık, narsizm, itiraf beklentisi ve acı çekme arzusu başlıkları altında toplanabilir. Temelde cinsellik ve psikanalizin iç içe geçtiği filmin William(Tom Cruise)'ın rüyalarından gövde bulması, oldukça iyi araştırılmış bir psikanalitik çerçeveye yerleştirilmesi açısından etkileyici. Filmin son repliğinin de Nicole Kidman'ın ağzından çıkan "Fuck" kelimesi oluşu da yine bu amaca fazlasıyla hizmet ediyor.

     Metaforların (gözlük, ayna, maske vb. )yoğun ve akıllıca kullanımı, filmi içselleştirmek ve kişisel etkisini artırmak açısından oldukça işe yaramış görünüyor. Örnek olarak Alice(Nicole Kidman)'ın ilgili anne rolünden(anneyken hep gözlüklü), kocasıyla paylaştığı bağımlılık haline ve seksi kadına dönüşümüne paralel takıp çıkardığı gözlükleri verilebilir diye düşünüyorum. 
    Görsel olan her şeye hizmet eden Kubrick obsesyonunu yoğun ve ziyadesiyle kusursuz olarak seyrettiğimiz filmin, ayin benzeri sahneleri ise mükemmelin bir tık ötesinde. Filmle ilgili ortaya atılmış onlarca sav var, pek tabii hiç birine girmemeyi yerinde buluyorum :) Ancak yine de pek çok yönüyle seyirciyi zorlayan, rahatsız edici bir film esasında. 

İkinci Film "A Clockwork Orange(Otomatik Portakal)" oldu.
Hemen künyeye göz gezdirelim;
Yönetmen: Stanley Kubrick 
Görüntü Yönetmeni: John Alcott
Orijinal adı: A Clockwork Orange 
uzun metrajlı film İngiltere , ABD .  Tür: Bilimkurgu , Dram , Gerilim 
Süre: 136 dk Yapım yılı: 1971

Özetle; Geleceğin Britanya’sında gençlerden oluşan bir çete her gece savunmasız insanlara saldırmakta, dövmekte ve tecavüz etmektedirler. Gençlerden biri çeteyle zıtlaşınca onu gruptan atıp polisin yakalamasını sağlarlar. Cezasını azaltmak için kendisine bir tür beyin yıkama sayılacak bir terapi yapılmasını kabul eden Alex, dışarı çıktığında artık şiddetten nefret etmektedir ama geçmişi onu rahat bırakmaz...Büyük usta Stanley Kubrick’in bu filmi, 1972 yılında en iyi film, yönetim, kurgu ve senaryo uyarlaması dallarında Oscar’a aday olmuş ancak altın heykele ulaşamamıştı.   Daha detaylı bilgi için lütfen knock knock!

       İzlediğimiz kadarıyla 90'lı yıllar düşünülerek oluşturulmuş post-mordern mekanlar ve dekorlar, hayranlık uyandırırken sık sık "durdur" tuşuna basıp uzun uzun inceleme hissi yarattı. Filmin sosyoloji ve psikoloji ana başlıklarına hizmet eden alt başlıkları ise; aşırı şiddet, asosyal, çete, cezalandırıcılık, tecavüz, hiyerarşi, intihar, işkence, psikolojik işkence, otorite, parçalanmış aile, ötekileştirme, nihilizm, modernizm, suç, sosyopatlık ve koşullanma olarak sıralanabilir.


     Açıkçası yıllardır süre gelen, şiddeti estetize ettiği yönündeki eleştirilere rağmen, film bende siyasal anlamda oldukça derin bir etki yarattı.  Başlarda Alex (Malcolm McDowell) ve çetesinin, şiddet ve tecavüz dolu sahneleri, insanı filmi izlerken oturduğu koltukta huzursuzluktan kıvrandırsa da, sonraları Alex'in yaşadığı devlet eliyle şiddet durumu ve Alex'in kendini koruyamayacak duruma gelmesi Alex'in de insan olduğunu anlatmak için sanki tavayla biri kafamıza vuruyor hissiyatı uyandırıyor. Klasik Hollywood zihniyetiyle Alex değişsin, karakter dönüşsün diye beklerken, filmin ikinci yarısından sonra beklentiye ters köşe yapan Kubrick'in anlatım dili sayesinde bambaşka bir tarafta yerimizi alıyoruz. Devletin şiddeti engelleme  yolunda gerçekleştirdiği girişimin bir kez daha başarısızlıkla sonuçlandığını ve sistemin çuvalladığını görmüş oluyoruz.  
       Yine fana fikre hizmet eden, müthiş Kubrick göndermeleriyle (Beethowen Eserleri, süt, heykelcikler, mekan-dekor vb) dolu filmin, felsefi, merak uyandırıcı, düşündürücü ve fazlasıyla kafa bulandırıcı mesajları, kendi kulvarındakilerle karşılaştırılamayacak kadar özgün oluşu ve faşist rejime bambaşka bir perspektiften bakması, filmin en kıymetli taraflarını kabaca özetleyebilir diye düşünüyorum.          

Üçüncü ve son film "2001: A. Space Odyssey (2001Uzay Macerası)" oldu.
Yönetmen: Stanley Kubrick  
Senaryo  : Stanley Kubrick, Arthur C. Clarke
Orijinal adı: 2001 : A Space Odyssey
Uzun metrajlı film İngiltere , ABD . Tür: Bilimkurgu
Süre: 139 dk Yapım yılı: 1968

Özetle; İnsanlığın şafağında Afrika çölünde bir grup primat kavga etmektedir. Aniden beliren siyah bir taş bu maymun insanlardan birini esrarengiz bir şekilde etkileyerek bir kemiği silah olarak kullanmasını sağlar: İnsanın ataları ilk aleti bulunmuştur.2001’de, bir önceki sahneden 4 milyon yıl sonra, bir uzay gemisi aydan gelen esrarengiz sinyallerin ardında aynı siyah taşı keşfeder. Hem de ay yüzeyinde. Sinyaller Jupiter’e gitmektedir. On sekiz ay sonra Discovery’nin güvertesinde, astronotlar David Bowman ve Frank Poole Jupiter’in gölgesine doğru yola çıkmışlardır. Uzay gemisinde HAL 9000 adında, yapay zekaya sahip, dünyanın en gelişmiş bilgisayarı bulunmaktadır. Ve hiç kuşkusuz, bu sonuncunun, kendi planları vardır... Arthur C. Clarke’ın bir kısa hikayesinden yola çıkılarak geliştirilmiş olan bu film çoğu kişi tarafından başyapıt mertebesine oturtulurken kimileri tarafından da hiç sevilmemiştir. 2001’in birçoğu dini olan sayısız alt metni içerdiği açıktır. Kubrick’in kendisi, yaşadığı süre boyunca insanların kafasının karışık olmasını istediğinden soru işaretlerinin hiç birini aydınlatmamıştır. Filmlerde karşılaştığımız bilgisayarlar arasında belki de en ünlüsü olan HAL bu eserde en önemli rolü üstlenen 'canlı'dır. Filmin Ay’daki sahneleri tasvir eden çekimleri bir yıldan uzun sürede ve henüz insanoğlu ayak basmadan önce tamamlanmıştır. Neil Amstrong’un seyahati sonrası Kubrick’in en ince detaya kadar -henüz açıklanmamış- gerçeklere bağlı kaldığı şaşırtıcı bir biçimde göze çarpar. 2001 kuşkusuz, insanı hayvanlardan ayıran en büyük adımın 'zeka'nın ortaya çıkması olarak tanımlar ve binlercesinin yanısıra şu soruyu sorar: bir sonraki ayrım noktası ne? Evrimin bir sonraki basamağı hangisi? İlkini başlatan dış bir güç müydü? Eğer öyleyse bu kez bizi ne bekliyor. Bilgiler beyazperde den. Daha detaylı künye içinse lütfen knock knock!

       Açık olmak gerekirse Kubrick üçlememiz içerisinde en çok etkilendiğim film olmakla beraber, varoluşu ve içinde bulunduğumuz yaşamsal döngüyü acımasızca sorgulatan bir film olduğunu söyleyebilirim. Birbirleriyle huzur içerisinde yaşayan maymun-insanların yok etmeyi ve üstün olmayı öğrenişini, hayatta kalabilmek adına diğerlerine zarar vermek için keşfettiği kemik parçasını havaya savurduğu sahne hem filmin, hem de kulvarındaki pek çok film içinden seçilebilecek en güzel geçiş sahnelerinden biri.

     Filmin varoluşu sorgulamasında en büyük sınama aracı olarak kullanılan monolit, her bir geçişte tedirgin edici bir karakter gibi karşımızda aniden beliriveriyor. Bu noktada filmde ele alınan bir kaç önemli başlıktan bahsetmek gerekirse bunlar; evrim, insan-makine ilişkisi, bilgisayara karşı insan, klostrofobi, karantina, metafizik, mistisizm, teknofobi ve yapay zeka olarak sıralanabilir. 

   İnsanın korkunç gibi görünse de, aslında ne kadar aciz bir varlık olduğuna kanıt  olarak gösterilebilecek, filmdeki en "canlı" oyuncu esasında bilgisayar HALL 9000 . Filmin üçüncü bölümü diyebileceğimiz kısımda, insanoğlu Jüpiter'e olan yolculuğunda HALL'a karşı koymak zorunda kalıyor. Çünkü bilgisayar yaratıcısına başkaldırıyor ve gemiyi ele geçirmeye çalışıyor. İnsanoğlu bilgisayara olan savaşından hatrı sayılır bir kayıp ile çıkarak Jüpitere ulaşsa da, bu kez sonsuz boşlukta monolitle birlikte yalnız başına kalıyor. Esasında bu önemli detay kabaca, film boyunca bu da nesi dedirten monolitin, uzayda öylesine süzülmekte ve özünün insanla bir olduğu şeklinde açıklanabilir. Filmin son bölümünde insanın zaman kavramından nasıl soyutlandığını görüyoruz ki zaten bunun olmayışı da insanın birden yaşlanmasına neden oluyor. Filmin bitimi ise herkes için ayrı bir muamma... 


    Film ilk sahnedeki maymun insandan son bölümdeki Jüpiter sahnelerine kadar "Bu bir Kubrick filmidir." dedirtiyor. Filmdeki uzay gemilerinin boşluktaki süzülüşlerinde (ki bu bazen sabretmesi güç bi deneme olarak algılanabilir, zira bu sahneler oldukça uzun sürüyor) mekanik müzik yerine tercih edilmiş klasik müzikler muazzam ve bu sahneler bir sonraki sahnelere sağlam hazırlık yapılıyor fikri uyandırıyor. Filmde asıl gerginliği yaratanın ve varoluşu sorgulayışın ironisi olarak düşünülebilecek detayın ise her türlü sesten izole olarak işittiğimiz nefes sesleri olduğunu söyleyebiliriz. 

  Etkileyici sahnelerle paralel işittiğimiz nefes sesleri, kişisel olarak benim de oldukça gerilmeme neden olan kısımlardı. Uzayın sessizliği ve gemi içinde belirli bir hızda dönüp yer çekimi oluşturan tekerleğin kusursuz kullanılması yine Kubrick mükemmelliyetçiliğinin altını çiziyor. 
    Mutlaka farkedilmiştir ama ekleden edemeyeceğim, üç filmin hem rahatsız edici hem de üzerine düşünmeden geçmemize izin vermeyecek en büyük ortak noktası  "göz"ün kullanımı. Hatta ilk iki filmin afişinde de göze sokuluyor bu detay. "Eyes Wide Shut"ın afişinde Nicole Kidman'ın aynaya yansıyan gözü ve "A Clockwork Orange"ın afişinde Alex'in(Malcolm McDowowell) bileğindeki göz, ki aynı zamanda filmde öne çıkarılmış Alex'in gözü ve işkence sahneleri; ile "2001: A Space Odyssey"de bilgisayar HALL'ın her şeyi kontrol ettiği kırmızı gözü, Kubrick'in göndermeleri arasında en kıymetlilerinden biri olarak düşünülebilir.
   Bitirirken 2001: Space Odyssey için hazırlanan açıklayıcı bir site var, kaçırılan ya da anlamsız bulunan en önemli detayların zihinlerde netleştirilmesi açısından güzel hazırlanmış diye düşünüyorum. İlgilenenler buradan bir göz atabilir.
      
Önemli Not: Bu arada filmi izlerken bir dünya not almıştım, en kısa zamanda onları da ekleyeceğim. Filmle ilgili henüz hissettiklerim tazeyken, üzerine düşünülerek alınmış notlardı ve burada paylaşmamak haksızlık olur diye düşünüyorum. Sıklıkla görüşmek üzere, şimdilik çaw!

6 Ocak 2012 Cuma

Yönetmen: Stanley Kubrick

     Açıkçası elimin hamuruyla Stanley Kubrick işine bulaşıp haddimi aşmak istemiyorum... Kubrick mükemmeliyetçiliğini izledikçe ve gruptaki hayranlarından dinledikçe, daha iyi anlayan ve netleştiren biri olarak, filmleri yorumlamak adına henüz gerekli yeterliliğe ulaşabildiğimi düşünmüyorum.  Ama sinema grubumuzda, hem yönetmen başlığımızın ilk misafiri olduğu için, hem de blogta eksikliğini hissetmemek adına ve ustaya saygı babında bahsetmeden geçemezdim. Kısacası bu postta elimden geldiğince, benim Kubrick hakkında topladığım bilgilere ve kısmen kendi düşüncelerime yer vermek istedim, bir sonraki postta ise Kubrick başlığı altında seçtiğimiz üç filmden naçizane bahsedeceğim.   

   26 Temmuz 1928'de, New York'un Bronx semtinde doğan Stanley Kubrick'in kariyer odaklı biyografisi benim için daha kıymetli açıkçası. Bu nedenle vakit kaybetmeden oradan başlamak isterim.
    Çocukluğunda okulda oldukça başarısız olan Stanley Kubrick, babası tarafından Kaliforniya'ya yapımcı amcasının yanına gönderildi. Döndüğünde oldukça değişmiş olan Stanley sinema dünyasını ilk kez amcasının yanında gözlemledi. Çocuk yaşta babasının ona öğrettiği satranç, onun tüm sanat yaşamına yansıyacaktı. İleride oyuncuları yönetirken satrançtaki hamlelere göre hareket ettiğini söyleyecekti. On üçüncü yaşgününde babasının hediye ettiği kamera ile çekimler yapmaya başladı. Fotoğrafçılığını ilerletti ve on yedisine geldiğinde profesyonel fotoğraflar çekmeye başladı. 1950 yılındaki ilk filmi The Day of a Fight bir belgeseldi ve bütün parasını bu filme yatırdı. Daha sonra Star Trek dizisinin yönetmeni olacak arkadaşı Alexander Singer'la ortak hazırladıkları filmde tüm paralarını kaybettiler. İlk filmin ardından yine kısa belgesel filmler olan Flying Padre ve The Seafarers'ı çekti ve yapımcıların dikkatini çekmeyi başardı.Bir sonraki filmine hazırlanan Kubrick 1948'te lise aşkı Toba Metz ile evlendi. Ancak evlilik ile Fear and Desire'ın çekimlerini bir arada yürütemediği için film başarısızlıkla sonuçlandı. Filmin kurgusu karışık olsa da, eleştirmenler Kubrick'n yeteneğinin farkındaydı. Toba ile evliliği ise yalnızca üç yıl sürecekti. Kubrick'in İngiltere'de gerçekleştirdiği ilk filmi Lolita'ydı. Shining filmine kadar Hollywood dışında kaldı. Exorcist'in kazandığı başarıya rağmen, filmin söylemine karşı çıktı ve Stephen King'ten uyarladığı The Shining'i çekti. Ancak Stephen King kitabının Kubrick yorumundan hoşlanmadı. Aynı tavrı sürdüren Kubrick Platoon'a karşı Full Metal Jacket'ı çekti. Eleştirmenler tarafından filmi "Platoon'un karanlık yüzü" şeklinde yorumlandı.Ölümünden sonra Spielberg tarafından gerçekleştirilen Artificial Intelligence adlı projesini teknolojinin ilerlemesini beklediği için erteledi. 7 Mart 1999'da hayata veda eden Kubrick, son filmi Eyes Wide Shut'ın kendi filmografisi içinde en iyi film olduğunu söyler (Bilgileri de film.com.tr'den edindim çünkü mümkün olduğunca temel vermeye çalıştım ama daha detaylı filmografi için lütfen  knock knock!).


   
       1951 yapımı "Day of Fight" ve "Flying Padre" ile 1953 yapımı The Seafarers isimli kısa belgesel filmlerinin ardından, Kubrick'in filmografisi şöyle sıralanabilir:
  Stanley Kubrick'in yönetmenliğini, senaristliğini, görüntü yönetmenliğini  ve yapımıcılığını üstlendiği, 1955 yapımı "Killer's Kiss"'in konusu şöyle:  Usta dövüşçü Davy Gordon, dansçılık yapan Gloria Price'ın sevgilisi ve aynı zamanda patronu olan Vincent Raphello tarafından tartaklanmasını görür ve olaya karışır. Davy'den fena halde dayak yiyen Vincent bu olayı gurur meselesi yapar. Adamlarından birini davy'nin peşine takar ve ona dersini vermelerini ister. Gönderdiği adamı bir cinayet işleyecektir: Ancak cinayetin kurbanı Davy değil, Davy'nin arkadaşıdır. Cinayet haberi üzerine kaçış planları kuran Vincent şehri terk eder. Bu arada Davy ve Gloria'da, kadının güvenliği için şehirden ayrılmaya karar verirler.  Daha detaylı için lütfen knock kncok!
  Stanley Kubrick'in yönetmenliğini, senaristliğini ve yapımıcılığını; görüntü yönetmenliğini ise Lucien Ballard'ın üstlendiği, 1956 yapımı "The Killing"'in konusu şöyle: 24 günde çekilen ve yönetmenine Hollywood’un kapılarını açan The Killing’te, 5 yılını Alcatraz’da hapiste geçirmiş Johnny Clay (Sterling Hayden), çete kurup banka soymayı planlamaktadır. Fakat Clay’in yaptığı özensiz plan yüzünden başına gelmeyen kalmaz... Daha deyatlı bilgi için lütfen knock knock!

     Kubrick'in bu defa yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği 1957 yapımı "Paths of Glory"nin konusu şöyle; Birinci Dünya Savaşı'nda üç Fransız askeri, General George Broulard tarafından ölümcül bir görev için seçilirler. Askerlerden kendi birliklerinin oldukça yakınındaki düşmana ait karargahlara ulaşmaları istenmektedir. Açıkça intihar demek olan bu görev, başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Yaptıkları planın işe yaramaz ve hiç de akıllıca olmadığını ört bas etmeye çalışan generaller, günah keçisi olarak bu üç askeri suçlarlar. Göreve itaatsizlikten idama mahkum edilen askerlerin yanında ise, bu göreve baştan beri karşı çıkan Albay Dax yer alacaktır. Detaylar için lütfen knock knock! .

   Kubrick'in yönetmenliğini yaptığı 1960 yapımı olan "Spartacus"un özeti ise şöyle; Trakyalı bir köle olan Spartaküs’ün asi yaradılışı gladyatör okulu işleten Lentulus Brutus’ün dikkatini çeker. Böylelikle Spartaküs’ün gladyatörlük yaşamı başlar. Eğitim süresi sonunda gladyatörler birer kadınla birlikte olma şansı bulur. Spartaküs kendisine sunulan Varinia’ya dokunmaz. Okulu ziyaret eden senatör Marcus Crassus’un şerefine tertiplenen oyunlarda Spartaküs Romalı politikacının zalim yanını görme fırsatı bulur ve Varinia’nın ona hediye edilmesi üzerine bir isyan başlatır.İsyan kısa sürede tüm bölgeye yayılır. Varinia ve Crassus’un evinden bir başka köle, romantik şair Antonius da sayıları giderek artan isyancılara katılırlar. Karşılarına çıkan bir kaç lejyonu yenilgiye uğratan isyancıların amacı İtalya’nın güney ucuna ulaşıp oradan gemilerle anavatanlarına dönmektir. Oysa Roma’da isyancıların üzerinden büyük politik oyunlar oynanmaktadır ve Crassus da bu oyunun bir parçasıdır.
Büyük bütçesine ve inanılmaz uzun çekim süresine rağmen dönemin Amerikan film sistemine ters giden bir anlayışla, neredeyse yasaklı oyuncuları da barındıran bir kadroyla; hatta zaman zaman Hollywood’un ensesi kalın filmcilerini tiye almak için abartılmış Romalı tiplemeleriyle adından çok konuşturmuş bir film. Mutlu bir son bile içermeyen bu sıradışı yapım, 60’ların 'entel' tercihlerinden biri olarak kıyıda köşede kalmamış, sayısız Oscar’la ödüllendirilmiş olmasıyla da ilginç (Kaynak: beyazperde ). Daha detaylı bilgi için lütfen knock knock!


        Kubrick'in 1962 yılında yönetmen koltuğuna oturduğu "Lolita" filminin, senaryosu Vladimir Nabokov'a ait. Görüntü yönetmenliğini Oswald Morris'in yaptığı filmin konusu özetle şöyle; eşinden boşanmış bir edebiyat profesörü olan Humbert, Amerika'nın sessiz ve sakin bir kasabasına yerleşir. Burada Charlotte Haze adında oldukça güzel ve akıllı bir kadınla tanışır. Charlotte'un eşi ölmüştür ve açıkça Humbert ile flört etmektedir. Bu güzel dulun etkisinde kalan Humbert, Charlotte ile evlenmeye karar verir. Charlotte aslında evliliği kızı için de düşünmektedir. Ancak Humbert, 15 yaşındaki Dolores, nam-ı diğer Lolita ile karşılaştığı an ona babalık yapamayacağını anlar. Lolita'ya karşı önlenemez duygular besleyen Humbert, hem onu hem de kendisini sürprizlerle dolu bir maceraya sürükleyecektir. Detaylı bilgi için lütfen knock knock!

    Stanley Kubrick'in yönetmenliğini, senaristliğini, görüntü yönetmenliğini ve yapımıcılığını üstlendiği, 1964 yapımı "Dr. Strangelove: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb"un konusu şöyle: Soğuk Savaş döneminde Ruslara saldırmak için bahane aramakta olan çılgın general Jack D. Ripper, Rusların 'Amerikan halkının vücut sıvılarını kirlettiği' gerekçesiyle SSCB’ne sürpriz bir nükleer saldırı yapmaya karar verir. Nükleer silahlarla yüklü bir Amerikan uçağı Rus sınırına yakın bir bölgede Soğuk Savaş döneminin tipik devriye uçuşlarından birini yapmaktayken mürettebat Ripper’dan SSCB’ne saldırı emrini alır.Bu esnada Amerikan Başkanı Pentagon’daki danışmanlarıyla bir toplantı yaparak durumu değerlendirir. Savaş yanlısı general Turgidson bu durumun Komünizmle hesaplaşmak için güzel bir fırsat olduğu görüşündedir. Fakat Rus büyükelçisi DeSadesky Amerikan makamlarına Rus savunma teknolojisinin geldiği son noktanın ürünü olan 'Doomsday Device'dan bahsettiğinde ve Başkan’ın danışmanlarından eski Nazi bilimadamı Dr. Strangelove buluşun varlığını onayladığında durum daha da tehlikeli bir hal alır; 'Doomsday Device', SSCB’ne yapılacak herhangi bir nükleer saldırıda dünyadaki tüm canlıların yok olmasını sağlayacak bir karşı tehtid silahıdır...
   Dr. Strangelove, Soğuk Savaş döneminin en gerilimli ve buhranlı döneminde, Küba krizinin hemen sonrasında, 'Nükleer Çağ'ın başlangıcında Amerika ve SSCB arasındaki gerilime dair mizahi bir yaklaşım getirebilmesiyle Stanley Kubrick’in kariyerinin ve söz konusu dönemin en cesur yapıtlarından biri olarak kabul ediliyor (Kaynak:
beyazperde). Daha detaylı bilgi için  lütfen knock knock! .

      Kubrick'in 1975 yılında yönettiği romandan uyarlama filmi "Barry Lyndon"ın senaryosu kendisine ait olup, yapımcısı da yine kendisi. Görüntü yönetmeni John Alcott ile1974 yapımı filmi "A Clockwork Orange"'la başlayan dostluğu ise bu filmde yine devam ediyor ve fazlasıyla hissediliyor... Filmin kısaca konusu şöyle: 1700’lerin tam ortasında, genç bir İrlandalı olan Redmond Barry, bir subayı düelloda öldürünce kaçıp yeni bir hayat kurmak ister. Serüvenler sonucu kendisini savaşın ortasında Prusya ordusunda bulur. Savaştan sonra casuslukla görevlendirilip İrlandalı bir Şövalye’nin peşine takılır. Onunla birlikte Prusya’dan kaçar ve kumarbazlığa başlayarak Avrupa’nın kalburüstü sosyetesine burnunun ucunu sokmayı başarır. Ama gözü daha yükseklerdedir. W. M.Thackeray’nin İngilizce konuşulan ülkelerde çok meşhur romanından Kubrick’in yaptığı bu uyarlama, ustanın filmleri arasında en mütevazi hayran kitlesine sahip olanı. Yine de bir yükselişin ve düşüşün öyküsünü müthiş bir sükunet ve ritmle anlatmayı biliyor ve tüm Kubrick filmleri gibi ısrarla zamana direniyor (Kaynak: beyazperde). Detaylı bilgi için, lütfen knock knock! .


   Yanılmıyorsam ikinci postumda "Shining"den bahsetmiştim burada da eklemek istedim. 1980 yapımı "Shining" yönetmeni olan Kubrick, filmin aynı zamanda senaristi ve yapımcısı. John Alcott ise yine görüntü yönetmeni, kısacası filmin kusursuz görselliğine ve Kubrick'in kafasındakileri görmemize hizmet eden en önemli eleman. Filmin konusuna gelince; Jack Torrance (Jack Nicholson) Colorado dağlarındaki Overlook Oteli’nin bakıcısı olmayı kabul eder. Otel kışın kapalı kalacağından Jackve ailesi uzun bir süre boyunca mekanın tek misafirleri olacaklardır. Kar fırtınası aileyi dış dünyadan yalıttığında, medyumluk ve telepatik güçlerden nasibini almış olan Jack’in oğlu Danny otelin 'perili' olduğunu ve ruhların babası Jack’i yavaş yavaş çıldırma noktasına getirdiğini farkeder.Jack, yıllar önce karısı ve iki kızını öldüren otelin eski bakıcısı Bay Grady’nin hayaletiyle tanıştığında işler iyice kızışacaktır.Shining çoğu kişiye göre Kubrick’in gerçek başyapıtı. Usta yönetmen bu filmde gerilim ve korkutma sanatını, eşsiz bir grafik anlatımla sıfırdan inşaa ediyor. Filme kaynaklık eden Stephen King’in romanı, ülkemizde de 'Medyum' adıyla, bir dönemin en çok satan kitapları arasındaydı. Daha detaylı bilgi için lütfen knock knock .


       Son olarak Stanley Kubrick'in yönettiği filmler bölümüne "Full Metal Jacket"ı ekliyorum.  1987 yapımı filmin, senaryosu da yine Kubrick'e, görüntü yönetmenliği de Dougles Milsom'a ait. Filmin özetle konusu şöyle: Usta yönetmen Stanley Kubrick’ten Vietnam savaşına iki aşamalı dramatik bir bakış. Savaşın en yoğun olduğu dönemde Amerikalı gençler gönüllü olarak da olsa korku içinde askere alınmaktadır. Çavuş Hartman tarafından eğitime alınan bir grup asker, Vietnam şartlarına hazır olabilmeleri için çok zorlu bir eğitimden geçerler. Vietnam’a gittiklerinde, aldıkları eğitimin ve o sırada yaşadıkları zorlukların, aslında hiçbir şey olduğunu görürler. Aldıkları emirleri uygulayabilmek için canlarını feda etmek zorunda kalacaklardır (Kaynak: beyazperde). Daha detaylı bilgi için lütfen knock knock! .



     Bu postta Stanley Kubrick'in 3 filminden bahsetmedim. Bahsetmediğim bu filmleri sinema grubuyla izledik ve bir sonraki postu kalan üç filmine ayırmayı planlıyorum (Kubrick'in 1980 yapımı "Shining" filmini sinema grubunun ilk turunda izlemiştik.). 
      Kubrick 80'leri atlayıp, sırasıyla ;
     * 90'lardan 1999 yapımı Tom Cruise ve Nicole Kidman'ın baş rollerini paylaştığı "Eyes Wide Shut"; 
      * 70'lerden 1971 yapımı baş rolde Malcolm MacDowell'i izlediğimiz "A Clockwork Orange";
   * 60'lardan 1968 yapımı "2001: A Space Odyssey"den bahsetmek içinse bir sonraki postta görüşeceğiz.
      Sofistike donanımını bir çok farklı türe yansıtmayı başarmış bir yönetmen olan Stanley Kubrick; mükemmeliyetçiliğini, filmlerinde teknik kusursuzluk tutkusuyla ve entelektüel sembollerle harmanlamış, her planda son derece ince detaylarda yürüyerek, kendi tarzını diğerlerinden ayıran farkı elde etmiştir. 




25 Aralık 2011 Pazar

Sinema Grubunun İlk Turda Random Seçilen İlk 7 Filmi

Topnote: Tüm bu filmleri izledikten sonra bir önceki postumda bahsettiğim filmlerin tüm dinamiklerini şanına yaraşır şekilde değerlendirebilmek adına bir form düzenledik. Yapılandırılmış film analizlerine geçmeden önce bu filmleri de eklemek istedim hem fikir versin, hem de ufaktan oluşturmayı düşündüğüm arşivim için küçük bir başlangıç olsun istedim.
           
        Sinema Grubumuzda toplamda 7 kişi olduğumuz için, ilk turda 7 film izledik. İzleyeceğimiz filmleri tema, tür, yönetmen ve akım ayrımı gözetmeksizin, grup üyelerinin istediği filmlerden oluşturalım diye düşündük ve istediğimiz filmleri kura ile belirleyerek sıraya koyduk. Grup üyelerinin çağrışımlarına bırakılarak kura usulu belirlenmiş filmler sırasıyla şöyle oldu: 


* İlk Film Zeki Demirkubuz'un Masumiyet adlı filmi oldu. (Kişisel: Harika bir başlangıç oldu.)
Vizyon tarihi: 24 Ekim 1997 
uzun metrajlı film Türkiye . Tür: Dram
Süre: 110 dk Yapım yılı: 1997
Özet: Yusuf namus cinayeti sebebiyle girdiği cezaevinden çıkmıştır. Ama hayatta hiç bir amacı kalmamıştır artık. Uğur ile Bekir’in ise hikayesi bambaşkadır. Bekir uğrunda ölecek kadar çok sevmektedir Uğur’u. Ancak Uğur hapisteki Zagor’a aşıktır. Bir de Çilem vardır. Annesi Uğur’un hamileyken yediği dayaktan dolayı sağır ve dilsiz doğmuştur küçük Çilem. Yusuf köhne bir pansiyonda Bekir ve Uğur ile tanıştıktan sonra üçünün hayatları dramatik bir şekilde değişmeye başlar.Kır sahnesindeki Haluk Bilginer’in hafızalara kazınan uzun konuşmasıyla ve müthiş performansıyla çok konuşulan film, 2006 yılındaki yönetmenin çektiği Kader filminin sonrasını anlatır. Film, bir hayli ironik olan sonuyla da izleyende büyük bir etki yaratmıştır. Türk sinemasının çıkardığı en iddialı ve iyi filmlerinden biri olan Masumiyet, Antalya Film Festivali’nde 4 Altın Portakal ve Altın Koza Film Festivali’nde dört ödül aldı.  Daha detaylı bilgi için lütfen knock knock! 


* İkinci film Shining oldu.(Laf aramızda sinema Grubunun ilk turu Kubrick'siz düşünülemezdi:)
Orijinal adı: The Shining
uzun metrajlı film İngiltere . Tür: Korku , Gerilim
Süre: 146 dk Yapım yılı: 1980 
Özet: Jack Torrance (Jack Nicholson) Colorado dağlarındaki Overlook Oteli’nin bakıcısı olmayı kabul eder. Otel kışın kapalı kalacağından Jackve ailesi uzun bir süre boyunca mekanın tek misafirleri olacaklardır.
Kar fırtınası aileyi dış dünyadan yalıttığında, medyumluk ve telepatik güçlerden nasibini almış olan Jack’in oğlu Danny otelin 'perili' olduğunu ve ruhların babası Jack’i yavaş yavaş çıldırma noktasına getirdiğini farkeder.Jack, yıllar önce karısı ve iki kızını öldüren otelin eski bakıcısı Bay Grady’nin hayaletiyle tanıştığında işler iyice kızışacaktır.Shining çoğu kişiye göre Kubrick’in gerçek başyapıtı. Usta yönetmen bu filmde gerilim ve korkutma sanatını, eşsiz bir grafik anlatımla sıfırdan inşaa ediyor. Filme kaynaklık eden Stephen King’in romanı, ülkemizde de 'Medyum' adıyla, bir dönemin en çok satan kitapları arasındaydı. Daha detaylı bilgi için lütfen knock knock
                                                                

* Üçüncü Film "The Weeping Meadow" oldu.
Yönetmen: Théo Angelopoulos
Orijinal adı: Trilogia I: To Livadi pou dakryzei
uzun metrajlı film Fransa , Yunanistan , İtalya , Almanya . Tür: Belgesel , Romantik
Süre: 170 dk Yapım yılı: 2004
Özet: Theo Angelopoulos üçlemesinin ilk filmi olan Ağlayan Çayır’da, 1919-1949 arasında yaşanan bir hayat hikayesini anlatılıyor. Eleni, Odessa’da doğmuş fakat savaş döneminde hem annesi hem de babası ölmüştür. Alexis’in ailesi tarafından evlat edinilir ve aile Odessa’dan göç eder.
Ağlayan Çayır, yeni bir kasabaya yerleşen aileyle beraber büyümeye başlayan çocukların, özellikle de Eleni’nin hikayesedir. Bu bir Yunan trajedisi diyen Angelopoulos, Eleni’yi (Troyalı Helen) bir simge olarak kullanmış. Bir kadının çocukluğundan başlayıp gençliğini, aşık oluşunu, sahip olduğu herşeyi kaybedip yeniden yalnız kalışını anlatıyor.Angelopoulos bu filmle, 2004 yılında Avrupa Film Akademisi Ödülleri’nden Eleştirmenler Özel Ödülü’nü kazandı. Üçlemenin ikinci filmi, 1953’te Stalin’in öldüğü gün Özbekistan’da başlayan bir yol hikayesi olacak. Daha Detaylı bilgi için lütfen knock knock!


* Evet dördüncü film yine kült bir Hitchcock filmi oldu: Vertigo.
Yönetmen: Alfred Hitchcock
uzun metrajlı film ABD . Tür: Gerilim , Dram
Süre: 129 dk Yapım yılı: 1958 
Özet: San Fransisco polisinden dedektif Scottie Fergusson, bir suçluyu kovalarken, damdan düşen ortağını kurtaramaz ve yükseklik korkusu başlar.
Polisliği bırakan ve özel dedektif olan Scottie’yi, eski okul arkadaşı Gavin Elster karısını takip etmesi için tutar. Scottie, genç kadının peşinden San Fransisco’ya döner ve kendisini karmaşık olayların içinde bulur. Daha detaylı incelemek için lütfen knock knock!



* Beşinci film sinema grubumuzdaki narsistik yanı ağır basanları ortaya çıkarmak için minik bir tuzaktı sanki: LONDON.
London 2005 yapımlı Hunter Richards'ın yazıp, yönettiği ve başrollerinde Jessica Biel, Jason Statham ve Chris Evans'ın oynadığı romantik dram filmi. Film, iki eski sevgilinin partideki karşılaşmalarını ve başlarına gelenleri konu almaktadır. Aynı zamanda filmin başrol oyuncuları (Biel, Statham, Evans) birlikte Cellular filminde de oynamıştır. Daha detaylı incelemek için lütfen knock knock!
Filmin Türü: Drama, Romantik
Yönetmen-Senaryo: Hunter Richards
Orjinal Adı: London
Filmin Süresi: 92 dk.




* Altıncı film hem Avrupa, hem absürt hem de Fransız olsun demiştik ki zaten kur'adan da Amelie çıkmıştı:
Vizyon tarihi: 26 Kasım 2001 
Yönetmen: Jean-Pierre Jeunet
Orijinal adı: Le Fabuleux destin d'Amélie Poulain
uzun metrajlı film Fransa . Tür: Komedi
Süre: 120 dk Yapım yılı: 2001 
Özet: Şarküteri, Kayıp Çocuklar Şehri ve Alien 4 yönetmeninden Fransa’yı altüst eden yeni film. Mösyö Poulain’in bahçesinde neler oldu? Paris sokaklarında yırtılmış portreleri dolaşan esrarengiz adam kim? Yakışıklı Nino’nun fotoğraf albümü ile alıp veremediği ne var? Ve hepsinin ötesinde Amélie Poulin’i kim mutlu edecek? Jean Pierre-Jeunet tüm bu günlük hayata dair sorulara varoluşçu yanıtlarla geliyor. Olağanüstü!!! İncelemek için lütfen knock knock



* Yedinci Filmimiz Paris-Texas oldu. ps: Beğeneceğimi biliyordum da bu kadar etkileneceğimi hiç beklemiyordum. 
Yönetmen: Wim Wenders
uzun metrajlı film Fransa , İngiltere , Batı Almanya , ABD , Almanya . Tür: Dram
Süre: 148 dk Yapım yılı: 1984 

Özet: Travis, sessiz bir adam. Sırlarını sadece yollarla paylaşıyor. Kırmızı şapkasıyla, çoğu insanın arabayla bile zor katlandığı yollara ayaklarıyla meydan okuyor.
Bir gün Travis kardeşinin davetiyle yeniden medeniyete dönüyor. Evde onu kardeşinin eşi ve kendi oğlu beklemektedir. Başta uygar ve kuralcı bir yaşamı dışlayan Travis oğlu için katlanmaya başlar. Hatta alıştıkça, uzun süre ertelediği bir şeyi yapmaya karar verir. Yeniden yollara dönmeden önce, eski karısını bulmak...
Wim Wenders’in filmi, tüm zamanların en etkileyici filmleri arasına rahatlıkla girebilir. Olağanüstü karakter çalışması, yerleşik hayatı ve konformizmi tartışması ve tabii müthiş karşılaşmayı konu edinen unutulmaz son sahnesi bu filmi 20. yüzyılın zirvelerinden biri yapıyor. İncelemek için lütfen knock knock!


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...