29 Aralık 2011 Perşembe

Tema: "Bağlanma", Film:"The Basketball Diaries"

Bağlanma Teması başlığı altında ikinci filmimizi Basketbal Günlükleri olarak seçmiştik. Küçük bir künye ile başlayalım mı?

Yönetmen: Scott Kalvert
Senaryo   : Bryan Goluboff
Roman     : Jim Carrol
Oyuncular :Leonardo DiCaprio, Lorraine Bracco, Mark Wahlberg, Jim Carrol
Orijinal adı: The Basketball Diaries uzun metrajlı film ABD . Tür: Dram , Biyografik
Süre         : 102 dk Yapım yılı: 1995
Müzik      : Bryan Goluboff
Görüntü Yönetmeni: David Philips
Özet: Jim, lise basketbol takımının başarılı oyuncularından biridir. Milli takımda oynama ve bir basketbol yıldızı olma hayalleri, uyuşturucu ile tanışınca yerini, New York sokaklarının acı gerçeklerine bırakır.
Annesi tarafından evden atılması ile birlikte para bulup hayatta kalabilmek için her türlü suçu işlemekten çekinmeyen bir insana dönüşür. Suç, sefalet, çarpık ilişkiler ve ölüm gibi kötü tecrübelerle dolu bir yaşamla karşı karşıya kalmıştır. Ta ki, kendini kurtaracak şeyi, yazı yazmayı keşfedene kadar...
       1978 yılında yayınlanan, yazar, şair ve müzisyen Jim Carroll’ın aynı adlı otobiyografik romanından uyarlanan the Basketball Diaries filminde Jim Carrol'u Leonardo Dicaprio canlandırıyor. Filmde madde bağımlılığı sonucu mahvolmuş adam Frankie Pinewater karakterine ise Jim Carrol'un kendisi hayat veriyor. Jim Carroll'ın hayatı ve eserleri ile ilgili bilgi için lütfen knock knock!

        Filmin Bağlanma Kuramına hizmet eden alt başlıkları kabaca şöyle kategorize edilebilir: Anne-oğul ilişkisi, Basketbol, Akran ve Ergen Zorbalığı, Duyarsızlık, Yoksunluk, Günlük Tutma(yazma tutkusu), Hırsızlık, Sınıf, Din-İnanç- Varoluş Sorgulamaları ve Madde Bağımlılığı.

          Bir Katolik Lisesine devam eden, aynı zamanda lisenin basketbol takımında oynayan Jim, yine tutucu bir katolik olan annesiyle yaşamaktadır. Jim'in annesiyle olan diyaloglar ve  sahneleri zaman zaman çok ajite yansıtılmış olsa da, annenin zavallılığını ve Jim'in çırpınışlarını derinden hissetmemiz açısından, anne-oğul arasındaki bağlanma ve güven ilişkisini çok net yansıtıyor. 


         Annesinin Jim'in durumuyla ilgili farkındalığı oldukça düşük, annesinin gözünde Jim daha çok sorumsuz ve söyleneni yapmayan asi bir ergen gibi görünüyor. Ancak annesi Jim'in uyuşturucu kullandığını öğrendiğinde, buna çok geç kalmış oluyor ve oğluna sırt çevirerek sadece onun için dua ediyor. Annenin  dine sarılıp bu konuda yoğun egoizmini açığa çıkarması da ayrıca üzerine konuşulabilecek bir detay diye düşünüyorum.

      Aslında iyi hissetmek ve üç arkadaşıyla birlikte sık sık, oyun gibi başvurdukları akran zorbalığına hazırlık için başladığı uyuşturucunun zamanla Jim'i nasıl ele geçirdiğini görüyoruz, yine de vazgeçmediği iki şey var: Yazmak ve basketbol oynamak. Jim'in hayatının hemen her bölümünü annesini, arkadaşlarını ve onlarla ilişkilerini, basketbol ve yazma tutkusunu, hastanede yatan kanser hastası arkadaşı Bobby ile olan bağını, bağımlı kızla, basketbol sahasında zaman zaman atıştığı zenciyle ve onunla olan ilişkisini net bir şekilde görüp, Jim'i anlıyoruz. Uyuşturucuya birlikte başladığı üç arkadaşından biri olan Neutron, fazla doz alıp oynayamadıkları bir basketbol maçı sonrası, okul sorumlusu Peder McNulty tarafından bir seçim yapmaya zorlanıyor ve arkadaşlarından ayrılıp okulda kalmaya devam ediyor. Jim'in bir süre önce birlikte uyuşturucu kullandığı arkadaşı Neutron, NBA kariyeri için büyük bir adım atıyor ki, bunu Jim'in bir televizyon ekranından gördüğü sahne, madde bağımlılığı konusunda yaşadığı ilk kırılma noktasını  gözler önüne seriyor. 
      
        Diğer iki arkadaşının da karıştıkları farklı suçlardan içeri alınmasıyla yalnız kalan Jim, uyuşturucu alabilmek için pek çok sıkıntıya giriyor ve kurtuluşuna açılan yolu, yazdıklarına en çok kıymet veren zenci basketbolcu Reggie'nin yanında buluyor. Onunla birlikte olduğu zaman içerisinde kurduğu özdeşim ve bağ, Jim'in hayatındaki pek çok boşluğu sorgulamasını ve anlamasını  sağlıyor. 
         Gelelim filmin benim için önemli olan noktalarına. Esasında filmi genel anlamda beğendim. Her ne kadar geçmişten kalan Leonardo Dicaprio kareleri zihnimde dolansa da, iyi bir iş çıkardığını söyleyebilirim (yine de Inception ve Shutter Island performansları dışında aklımda kalan pek bi filmi yok). 
       Filmde atlanmaması ve üzerinde çok daha fazla çalışılması gerektiğini düşündüğümse tabii ki salonda oynanan basketbol maçı sahneleriydi, malesef bana oldukça acemice geldi. Maç çekimlerinde tercih edilen kamera hareketleri oldukça başarılıydı ve belki de bu sebeple benim beklentimi karşılamadı. Daha çok antrenman yapıp bu sahneler çekilseymiş, mükemmel olmasa da gerçeğe yakın görüntüler elde edilebilirmiş.
   Halüsinasyon çekimleri ve planlarını da sevdim, beklenilen absürd-fantastik hissiyatı yakalayabilip, Jim'in içinde bulunduğu tüm ilişkiler yumağı içerisinde neden uyuşturucuya sığındığını daha iyi anlayabiliyoruz. Buna ek olarak Bobby'nin ölümünün ardından, dört arkadaşın gece yağmur altında oynadıkları basketbol ve yine dört arkadaşın henüz bağımlı olmadan önceki dönemde yanılmıyorsam Manhattan Nehri'ne atladıkları sahneler filmin en iyi hissettiren bölümlerinden. Tabii filmin soundtracklerinin etkisi de yadsınamaz bir gerçek ki, tüm etkileyici bölümlerde zaten fazlasıyla ön planda ve hissedilir kullanılmış. 
         Son bir kaç şey var daha var filmle ilgili ekleyeceğim ancak emin olup öyle eklemeyi düşünüyorum, kafamda soru işaretleri oluştu bazı sahnelerle ilgili. Kısa süreliğine şimdilik bu kadar..
       
             


         



 


4 yorum:

Orhun Gençosmanoğlu dedi ki...

Filmi izleyip bende düşüncelerimi yazmıştım birkaç ay önce. Film başarılıydı ama bence hapishaneyle başlayan kurtulma süreci daha ayrıntılı anlatılmalıydı diye düşünüyorum. Sanki filmin sonunu bağlarken film bitse de izlesek tribine girmişler

umruna amadeyim dedi ki...

Evet katılıyorum, çok kıymetli ve desteklenmesi gereken birkaç detay maalesef es geçilmiş, üzerinde yeterince durulmamış. Süreç ve ilişkiler güzel verilmiş ancak sonuç desteklenmemiş.

Orhun Gençosmanoğlu dedi ki...

Blog ilgi çekici bu arada. Merakla takip edeceğim :)

umruna amadeyim dedi ki...

Böyle düşünmenize çok sevindim, teşekkür ederim. henüz çok acemiyim, şimdilik motivasyonumu sadece yazmak üzerine belirledim. ileride daha da geliştiririm görsel anlamda, takip konusunda da destek olursanız minnettar olurum.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...