28 Ocak 2012 Cumartesi

Tema: Ölüm, Film: Okuribito(Departures)

       Sinema grubuyla "ÖLÜM" teması başlığı altında izlediğimiz ikinci filmimiz bir önceki postta adından bahsettiğim, 2008 yapımı bir Japon filmi olan "OKURİBİTO"(Departures) oldu.
     
 Her zamanki gibi kısa bir künyeyle başlayalım o vakit:
Yapım Yılı: 2008
Yönetmen: Yojiro Takita
Senaryo   : Kundo Koyama
Görüntü Yönetmeni: Takeshi Hamada
Müzik      : Joe Hisahishi
Ülke        : Japonya, 130 dk.
Özetle; Çello çalan Daigo Kobayashi, orkestrasının dağılmasının ardından eşiyle beraber doğduğu kasabasına geri döner. Başka bir işte çalışacak deneyimi olmadığı için deneyim aramayan 'Gidişler' ismindeki bir işe seyahat acentası zannederek başvurur. Aslında yapacağı işin Japon kültüründe önemli bir yere sahip 'Nokanshi', yani ölüleri öbür taraftaki yolcukları için hazırlama geleneğinin bir parçası olduğunu öğrenir. Daigo’nun işi ölüleri usulüne göre tabutlara yerleştirmektir. İlk başlarda bu durumda hoşlanmasa da zamanla işine alışılan Diago’nun kendi yaşantısı, bakış açısı ve duyguları da bu işle beraber değişecektir. Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ını evine götüren Gidişler, Japonya’nın dini inançlarına ve geleneklerine yer yer komik ve duygusal bir bakış atıyor. Ölümün bir son mu yoksa yeni bir yolculuğun başlangıcı mı olduğunu sorgulatan film, izleyicisini sömürmeyen son derece naif ve aldığı ödülleri sonuna kadar hak eden bir yapım. Bilgiler buradan, künye hakkında biraz daha bilgi istiyorum derseniz lütfen knock knock!.

      Yoriko Takita'nın yönettiği, seneryosunu Kundo Koyama'nın, Aoki Shinmon'un hayatını anlattığı kitabından uyarladığı "Departures", temelde ölüm ve müziğin ilişkisinden gücünü alıyor.  Bunu orta yetenekteki bir çellist olan Daigo Kobayashi'nin, dahil olduğu orkestranın dağılmasından sonra eşi Mika ile doğduğu kente geri dönüşü, orada yeni işine alışmaya çalışırken yaşadığı bocalamalar, çocukluğuna dair güçlü yüzleşmelerle hayatın ona getirdiği önyargıları aşama aşama yıkışı üzerinden anlatıyor. Filmi izledikten sonra, afişe tekrar ve dikkatlice bakmakta fayda var diye düşünüyorum. Umut dolu ve iyi hissettiren, karlı dağların önünde yemyeşil bir çayırda çello çalan adamın hikayesinin, filmle bütünleştiğinde, çok güçlü bir kare olduğu üzerine kafa yorduğumu hatırlıyorum.

       Filmin "ÖLÜM" temasına hizmet eden bağlantılı konuları kabaca; ölümle ve ölüyle yüzleşmek-barışmak-vedalaşmak, terkedilme, yeni hayat, doğulan yere dönmek, çocukluk, dinsel törenler-ritüeller, duygusal yoksunluk ve aidiyet alt başlıkları altında toplanabilir diye düşünüyorum. Kahramanımız Dai, film boyunca tüm bu saydıklarıma sıklıkla maruz kalıyor. Dai'nin çellosuna, bir anlamda çocukluğuna sığınarak, bu stresörlerle başetmeye çalışması bazen güldürüyor, bazen sinirlendiriyor, bazen de duygulandırıyor. Masahiro Motoki, Dai karakterini anlamamız ve içselleştirmemiz açısından oldukça başarılı bir iş çıkarmış, filmin bütününe bakıldığında şaşırtıcı bir mizah duygusu da hakim. Karakterin içinde bulunduğu ortama adaptasyonunu ve gelişimini izlerken biryerlerden bize çok tanıdık gelmesi(beceriksizliği, başladığı pek çok girişimi tamamlayamaması, baba yoksunluğu, vs.), bir sonraki adımda ne yapacağını tahmin etmemize oldukça yardımcı oluyor.

         Dai'nin yeni işini öğrenmeye çalışırken izlediğimiz sahneler muazzam bir disiplinde sunuluyor. Filmin tüm görsellerinde olduğu gibi yine bu sahneler için teknik olarak pırıl pırıl demek yerinde olur. Dai, birbirinden çok farklı hikayeleri olan insanların yakınlarının cenazelerini Japon geleneklerine uygun şekilde hazırlıyor(ki bu ritüellerin Japonya'da halen tabu kabul edildiğini biliyoruz), cenaze sahiplerinin hürmetini ve minnetini kazanıyor. Kısacası Dai'nin hikayesi için, sonunda bir işi layığıyla yapmayı başaran ve yıllardır, eşi de dahil, insanlardan beklediği onaya bu yolla ulaşan bir adamın, içinde bulunduğu durumun ve hissettiklerinin,  trajikomik anlatımı denilebilir.

       Dai'nin geçmişine dair sorgulamalarının, cevaplarına ulaşması ve önyargılarını yıkması, bir bakıma patronu Sasaki ile ilişkisinde, birlikte geçirdikleri süre içerisinde ondan öğrendiklerinde ve Sasaki'nin felsefik söylemlerinde gövde buluyor. Klasik tabiriyle patronu Sasaki, Dai'nin yeni işini içselleştirmesinde ve kendilik algısına yön vermesinde rol model görevi üstleniyor. Sasaki karakterine hayat veren, Tsutomu Yamazaki muazzam bir oyuncu. Filmi izlerken Dai'yle ilgili sıkıntıya düştüğümüz durumlarda karşımıza çıkan Sasaki'yi, Dai'ye iyi hissettiren ve sabretmeyi hatırlatan -ak sakallı dede- meteforuna benzetmek yerinde olur sanırım. Bunun yanı sıra, Sasaki, Dai'nin yoksunluğunu çektiği baba misyonunu da Dai ile tanışmasından itibaren üstleniyor ve Dai'ye bile fark ettirmeden, adım adım mesajlarını ve Dai'nin babasından duymak istediği geri bildirimleri veriyor. 

     Mika, bahsetmeden geçmek olmaz. Mika, Dai'nin aşık, affedici, tolere edici, iyimser ve güleryüzlü eşi. Dai'nin kendisinden pek çok şeyi gizlediğini ya da yalan söylediğini anladığında bile, Dai'nin bu çocuksu kaçınmalarını ustaca, kırıcı olmadan, Dai'ye fark ettirmeden tolere edebiliyor. 


     Filmin kurgusu içinde barınan, Dai'nin çocukluğu, annesi ve özellikle babası üzerinden sorguladığı, varoluşunu anlamlandırma çabası, eşinin pişireceği ahtapot, çocukluğunu her hatırladığında çaldığı çellosu ve kasabasında nehirde gördüğü somon balıkları gibi güçlü metaforlarla desteklenmiş. Ayrıca hamamda sürekli sohbet ettiği yaşlı adamın, filozofça söylediği sözler yine, Dai'nin varoluş sorgulamalarına yol göstermek için özellikle filme serpiştirilmiş. Filmde bu konuyla ilgili geçen bir kaç repliği paylaşmak isterim:
-Dai: " Dünyanın bütün şehirleri benim evim, gel hepsini beraber gezelim.."
    " Bu hayatımın en önemli yol ayrımı ama gariptir, çelloyu sattığım anda kendimi rahatlamış hissettim. Sanki nicedir ellerim bağlıyken salıverildim. Yeteneğimin sınırlarını çok önce fark etmem gerekirdi.Hep hayalim olduğunu sandığım şey muhtemelen öyle değildi."
       " Tam olarak nasıl bir sınavdan geçiyorum, acaba bu anneme bakmamamın cezası mı? Nereye doğru gidiyorum?"
-Dai(Köprüden baktığı, nehirde akıntının tersi yönde yüzmeye çalışarak evine dönen somon balıkları için): " Ne acıklı değil mi, ölmek için o kadar yol geliyorlar. Her halükarda öleceksen neden bu kadar çabalarsın ki?
    - Ölüleri yakan görevli:"Çünkü evlerine dönmek istiyorlar, doğdukları yerde ölmek için."
- Dai( Babasının cenazesini hazırlarken): "Bu adam hayatı boyunca ne yaptı, arkasında bir karton kutu bırakmak için mi yaşadı?"


      Filmin beni en çok etkileyen kamera açısı yukarıda görülen bu kare. Filmle bütünlüğü düşünüldüğünde gerçekten çok şık. Biraz önce bahsettiğim gibi, teknik açıdan kusursuz ve pırıl pırıl sayılabilecek filmin, tekrarlayan bazı sahneleri -özellikle cenaze hazırlama sahneleri- zaman zaman sıkılmama neden olmuştu. Bir de çok beğenmeme rağmen Dai'nin o yemyeşil çayırda, masmavi bulutların altında çello çalarken çekilmiş sahneleri, açık söylemek gerekirse, filmin naif ve gerçekçi havasından biraz uzaklaşmama neden olmuştu.
    "Okuribito" (Departures), Türkiye'de gösterime girdiği adıyla "Son Veda"dan bu kadar. Sıklıkla görüşmek üzere...



4 yorum:

Aslı dedi ki...

Film yazılarınızı, anlatımınızı çok begeniyorum. Hem yeni pek çok şey ögreniyorum hemde faydalanıyorum. Bir önceki filmde oldugu gibi.

Bu filmi geçen sene izledim ama malesef kalabalık bir gruplaydık ve açıkçası o duruma uygun bir film degil bu. Şimdi hatırlatmışken siz, yeniden izlemek ve öyle karar vermek istiyorum. Çok tskler :)

umruna amadeyim dedi ki...

Aslı çok incesiniz teşekkürler, hissettiklerinizi paylaşmanız, yazılara hemen geri bildirim vermeniz çok ince ve benim için çok kıymetli... açıkcası sıkıcı olmaktan korkuyorum ve daha yuvarlak ama içi dolu cümleler kurmaya özen gösteriyorum.
tekrar fırsatınız olduğunda izleyin ve birlikte değerlendirelim o vakit, ne dersiniz? :) görüşmek üzere, o teşekkür de bana ait, sevgiler...

birtutamkekik dedi ki...

merhabalar..
iki lakırdı da ben edeyim dedimm:)
sayfanız çok hoş,,
hele ki profil yazınız:))
tebessümle okudum :))
mutfağa ilginiz olduğunu duyunca,dawet edeyim sayfama dedim:)
takipçinizim.
beklerim bende..
sevgiler...

umruna amadeyim dedi ki...

:) hoş geldiniz! çok çok teşekkür ederim ilginize, karalıyorum işte bir şeyler naçizane :) hemen inceliyorum ve akabinde takibe alıyorum...
Sevgiler

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...