6 Ocak 2012 Cuma

Yönetmen: Stanley Kubrick

     Açıkçası elimin hamuruyla Stanley Kubrick işine bulaşıp haddimi aşmak istemiyorum... Kubrick mükemmeliyetçiliğini izledikçe ve gruptaki hayranlarından dinledikçe, daha iyi anlayan ve netleştiren biri olarak, filmleri yorumlamak adına henüz gerekli yeterliliğe ulaşabildiğimi düşünmüyorum.  Ama sinema grubumuzda, hem yönetmen başlığımızın ilk misafiri olduğu için, hem de blogta eksikliğini hissetmemek adına ve ustaya saygı babında bahsetmeden geçemezdim. Kısacası bu postta elimden geldiğince, benim Kubrick hakkında topladığım bilgilere ve kısmen kendi düşüncelerime yer vermek istedim, bir sonraki postta ise Kubrick başlığı altında seçtiğimiz üç filmden naçizane bahsedeceğim.   

   26 Temmuz 1928'de, New York'un Bronx semtinde doğan Stanley Kubrick'in kariyer odaklı biyografisi benim için daha kıymetli açıkçası. Bu nedenle vakit kaybetmeden oradan başlamak isterim.
    Çocukluğunda okulda oldukça başarısız olan Stanley Kubrick, babası tarafından Kaliforniya'ya yapımcı amcasının yanına gönderildi. Döndüğünde oldukça değişmiş olan Stanley sinema dünyasını ilk kez amcasının yanında gözlemledi. Çocuk yaşta babasının ona öğrettiği satranç, onun tüm sanat yaşamına yansıyacaktı. İleride oyuncuları yönetirken satrançtaki hamlelere göre hareket ettiğini söyleyecekti. On üçüncü yaşgününde babasının hediye ettiği kamera ile çekimler yapmaya başladı. Fotoğrafçılığını ilerletti ve on yedisine geldiğinde profesyonel fotoğraflar çekmeye başladı. 1950 yılındaki ilk filmi The Day of a Fight bir belgeseldi ve bütün parasını bu filme yatırdı. Daha sonra Star Trek dizisinin yönetmeni olacak arkadaşı Alexander Singer'la ortak hazırladıkları filmde tüm paralarını kaybettiler. İlk filmin ardından yine kısa belgesel filmler olan Flying Padre ve The Seafarers'ı çekti ve yapımcıların dikkatini çekmeyi başardı.Bir sonraki filmine hazırlanan Kubrick 1948'te lise aşkı Toba Metz ile evlendi. Ancak evlilik ile Fear and Desire'ın çekimlerini bir arada yürütemediği için film başarısızlıkla sonuçlandı. Filmin kurgusu karışık olsa da, eleştirmenler Kubrick'n yeteneğinin farkındaydı. Toba ile evliliği ise yalnızca üç yıl sürecekti. Kubrick'in İngiltere'de gerçekleştirdiği ilk filmi Lolita'ydı. Shining filmine kadar Hollywood dışında kaldı. Exorcist'in kazandığı başarıya rağmen, filmin söylemine karşı çıktı ve Stephen King'ten uyarladığı The Shining'i çekti. Ancak Stephen King kitabının Kubrick yorumundan hoşlanmadı. Aynı tavrı sürdüren Kubrick Platoon'a karşı Full Metal Jacket'ı çekti. Eleştirmenler tarafından filmi "Platoon'un karanlık yüzü" şeklinde yorumlandı.Ölümünden sonra Spielberg tarafından gerçekleştirilen Artificial Intelligence adlı projesini teknolojinin ilerlemesini beklediği için erteledi. 7 Mart 1999'da hayata veda eden Kubrick, son filmi Eyes Wide Shut'ın kendi filmografisi içinde en iyi film olduğunu söyler (Bilgileri de film.com.tr'den edindim çünkü mümkün olduğunca temel vermeye çalıştım ama daha detaylı filmografi için lütfen  knock knock!).


   
       1951 yapımı "Day of Fight" ve "Flying Padre" ile 1953 yapımı The Seafarers isimli kısa belgesel filmlerinin ardından, Kubrick'in filmografisi şöyle sıralanabilir:
  Stanley Kubrick'in yönetmenliğini, senaristliğini, görüntü yönetmenliğini  ve yapımıcılığını üstlendiği, 1955 yapımı "Killer's Kiss"'in konusu şöyle:  Usta dövüşçü Davy Gordon, dansçılık yapan Gloria Price'ın sevgilisi ve aynı zamanda patronu olan Vincent Raphello tarafından tartaklanmasını görür ve olaya karışır. Davy'den fena halde dayak yiyen Vincent bu olayı gurur meselesi yapar. Adamlarından birini davy'nin peşine takar ve ona dersini vermelerini ister. Gönderdiği adamı bir cinayet işleyecektir: Ancak cinayetin kurbanı Davy değil, Davy'nin arkadaşıdır. Cinayet haberi üzerine kaçış planları kuran Vincent şehri terk eder. Bu arada Davy ve Gloria'da, kadının güvenliği için şehirden ayrılmaya karar verirler.  Daha detaylı için lütfen knock kncok!
  Stanley Kubrick'in yönetmenliğini, senaristliğini ve yapımıcılığını; görüntü yönetmenliğini ise Lucien Ballard'ın üstlendiği, 1956 yapımı "The Killing"'in konusu şöyle: 24 günde çekilen ve yönetmenine Hollywood’un kapılarını açan The Killing’te, 5 yılını Alcatraz’da hapiste geçirmiş Johnny Clay (Sterling Hayden), çete kurup banka soymayı planlamaktadır. Fakat Clay’in yaptığı özensiz plan yüzünden başına gelmeyen kalmaz... Daha deyatlı bilgi için lütfen knock knock!

     Kubrick'in bu defa yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği 1957 yapımı "Paths of Glory"nin konusu şöyle; Birinci Dünya Savaşı'nda üç Fransız askeri, General George Broulard tarafından ölümcül bir görev için seçilirler. Askerlerden kendi birliklerinin oldukça yakınındaki düşmana ait karargahlara ulaşmaları istenmektedir. Açıkça intihar demek olan bu görev, başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Yaptıkları planın işe yaramaz ve hiç de akıllıca olmadığını ört bas etmeye çalışan generaller, günah keçisi olarak bu üç askeri suçlarlar. Göreve itaatsizlikten idama mahkum edilen askerlerin yanında ise, bu göreve baştan beri karşı çıkan Albay Dax yer alacaktır. Detaylar için lütfen knock knock! .

   Kubrick'in yönetmenliğini yaptığı 1960 yapımı olan "Spartacus"un özeti ise şöyle; Trakyalı bir köle olan Spartaküs’ün asi yaradılışı gladyatör okulu işleten Lentulus Brutus’ün dikkatini çeker. Böylelikle Spartaküs’ün gladyatörlük yaşamı başlar. Eğitim süresi sonunda gladyatörler birer kadınla birlikte olma şansı bulur. Spartaküs kendisine sunulan Varinia’ya dokunmaz. Okulu ziyaret eden senatör Marcus Crassus’un şerefine tertiplenen oyunlarda Spartaküs Romalı politikacının zalim yanını görme fırsatı bulur ve Varinia’nın ona hediye edilmesi üzerine bir isyan başlatır.İsyan kısa sürede tüm bölgeye yayılır. Varinia ve Crassus’un evinden bir başka köle, romantik şair Antonius da sayıları giderek artan isyancılara katılırlar. Karşılarına çıkan bir kaç lejyonu yenilgiye uğratan isyancıların amacı İtalya’nın güney ucuna ulaşıp oradan gemilerle anavatanlarına dönmektir. Oysa Roma’da isyancıların üzerinden büyük politik oyunlar oynanmaktadır ve Crassus da bu oyunun bir parçasıdır.
Büyük bütçesine ve inanılmaz uzun çekim süresine rağmen dönemin Amerikan film sistemine ters giden bir anlayışla, neredeyse yasaklı oyuncuları da barındıran bir kadroyla; hatta zaman zaman Hollywood’un ensesi kalın filmcilerini tiye almak için abartılmış Romalı tiplemeleriyle adından çok konuşturmuş bir film. Mutlu bir son bile içermeyen bu sıradışı yapım, 60’ların 'entel' tercihlerinden biri olarak kıyıda köşede kalmamış, sayısız Oscar’la ödüllendirilmiş olmasıyla da ilginç (Kaynak: beyazperde ). Daha detaylı bilgi için lütfen knock knock!


        Kubrick'in 1962 yılında yönetmen koltuğuna oturduğu "Lolita" filminin, senaryosu Vladimir Nabokov'a ait. Görüntü yönetmenliğini Oswald Morris'in yaptığı filmin konusu özetle şöyle; eşinden boşanmış bir edebiyat profesörü olan Humbert, Amerika'nın sessiz ve sakin bir kasabasına yerleşir. Burada Charlotte Haze adında oldukça güzel ve akıllı bir kadınla tanışır. Charlotte'un eşi ölmüştür ve açıkça Humbert ile flört etmektedir. Bu güzel dulun etkisinde kalan Humbert, Charlotte ile evlenmeye karar verir. Charlotte aslında evliliği kızı için de düşünmektedir. Ancak Humbert, 15 yaşındaki Dolores, nam-ı diğer Lolita ile karşılaştığı an ona babalık yapamayacağını anlar. Lolita'ya karşı önlenemez duygular besleyen Humbert, hem onu hem de kendisini sürprizlerle dolu bir maceraya sürükleyecektir. Detaylı bilgi için lütfen knock knock!

    Stanley Kubrick'in yönetmenliğini, senaristliğini, görüntü yönetmenliğini ve yapımıcılığını üstlendiği, 1964 yapımı "Dr. Strangelove: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb"un konusu şöyle: Soğuk Savaş döneminde Ruslara saldırmak için bahane aramakta olan çılgın general Jack D. Ripper, Rusların 'Amerikan halkının vücut sıvılarını kirlettiği' gerekçesiyle SSCB’ne sürpriz bir nükleer saldırı yapmaya karar verir. Nükleer silahlarla yüklü bir Amerikan uçağı Rus sınırına yakın bir bölgede Soğuk Savaş döneminin tipik devriye uçuşlarından birini yapmaktayken mürettebat Ripper’dan SSCB’ne saldırı emrini alır.Bu esnada Amerikan Başkanı Pentagon’daki danışmanlarıyla bir toplantı yaparak durumu değerlendirir. Savaş yanlısı general Turgidson bu durumun Komünizmle hesaplaşmak için güzel bir fırsat olduğu görüşündedir. Fakat Rus büyükelçisi DeSadesky Amerikan makamlarına Rus savunma teknolojisinin geldiği son noktanın ürünü olan 'Doomsday Device'dan bahsettiğinde ve Başkan’ın danışmanlarından eski Nazi bilimadamı Dr. Strangelove buluşun varlığını onayladığında durum daha da tehlikeli bir hal alır; 'Doomsday Device', SSCB’ne yapılacak herhangi bir nükleer saldırıda dünyadaki tüm canlıların yok olmasını sağlayacak bir karşı tehtid silahıdır...
   Dr. Strangelove, Soğuk Savaş döneminin en gerilimli ve buhranlı döneminde, Küba krizinin hemen sonrasında, 'Nükleer Çağ'ın başlangıcında Amerika ve SSCB arasındaki gerilime dair mizahi bir yaklaşım getirebilmesiyle Stanley Kubrick’in kariyerinin ve söz konusu dönemin en cesur yapıtlarından biri olarak kabul ediliyor (Kaynak:
beyazperde). Daha detaylı bilgi için  lütfen knock knock! .

      Kubrick'in 1975 yılında yönettiği romandan uyarlama filmi "Barry Lyndon"ın senaryosu kendisine ait olup, yapımcısı da yine kendisi. Görüntü yönetmeni John Alcott ile1974 yapımı filmi "A Clockwork Orange"'la başlayan dostluğu ise bu filmde yine devam ediyor ve fazlasıyla hissediliyor... Filmin kısaca konusu şöyle: 1700’lerin tam ortasında, genç bir İrlandalı olan Redmond Barry, bir subayı düelloda öldürünce kaçıp yeni bir hayat kurmak ister. Serüvenler sonucu kendisini savaşın ortasında Prusya ordusunda bulur. Savaştan sonra casuslukla görevlendirilip İrlandalı bir Şövalye’nin peşine takılır. Onunla birlikte Prusya’dan kaçar ve kumarbazlığa başlayarak Avrupa’nın kalburüstü sosyetesine burnunun ucunu sokmayı başarır. Ama gözü daha yükseklerdedir. W. M.Thackeray’nin İngilizce konuşulan ülkelerde çok meşhur romanından Kubrick’in yaptığı bu uyarlama, ustanın filmleri arasında en mütevazi hayran kitlesine sahip olanı. Yine de bir yükselişin ve düşüşün öyküsünü müthiş bir sükunet ve ritmle anlatmayı biliyor ve tüm Kubrick filmleri gibi ısrarla zamana direniyor (Kaynak: beyazperde). Detaylı bilgi için, lütfen knock knock! .


   Yanılmıyorsam ikinci postumda "Shining"den bahsetmiştim burada da eklemek istedim. 1980 yapımı "Shining" yönetmeni olan Kubrick, filmin aynı zamanda senaristi ve yapımcısı. John Alcott ise yine görüntü yönetmeni, kısacası filmin kusursuz görselliğine ve Kubrick'in kafasındakileri görmemize hizmet eden en önemli eleman. Filmin konusuna gelince; Jack Torrance (Jack Nicholson) Colorado dağlarındaki Overlook Oteli’nin bakıcısı olmayı kabul eder. Otel kışın kapalı kalacağından Jackve ailesi uzun bir süre boyunca mekanın tek misafirleri olacaklardır. Kar fırtınası aileyi dış dünyadan yalıttığında, medyumluk ve telepatik güçlerden nasibini almış olan Jack’in oğlu Danny otelin 'perili' olduğunu ve ruhların babası Jack’i yavaş yavaş çıldırma noktasına getirdiğini farkeder.Jack, yıllar önce karısı ve iki kızını öldüren otelin eski bakıcısı Bay Grady’nin hayaletiyle tanıştığında işler iyice kızışacaktır.Shining çoğu kişiye göre Kubrick’in gerçek başyapıtı. Usta yönetmen bu filmde gerilim ve korkutma sanatını, eşsiz bir grafik anlatımla sıfırdan inşaa ediyor. Filme kaynaklık eden Stephen King’in romanı, ülkemizde de 'Medyum' adıyla, bir dönemin en çok satan kitapları arasındaydı. Daha detaylı bilgi için lütfen knock knock .


       Son olarak Stanley Kubrick'in yönettiği filmler bölümüne "Full Metal Jacket"ı ekliyorum.  1987 yapımı filmin, senaryosu da yine Kubrick'e, görüntü yönetmenliği de Dougles Milsom'a ait. Filmin özetle konusu şöyle: Usta yönetmen Stanley Kubrick’ten Vietnam savaşına iki aşamalı dramatik bir bakış. Savaşın en yoğun olduğu dönemde Amerikalı gençler gönüllü olarak da olsa korku içinde askere alınmaktadır. Çavuş Hartman tarafından eğitime alınan bir grup asker, Vietnam şartlarına hazır olabilmeleri için çok zorlu bir eğitimden geçerler. Vietnam’a gittiklerinde, aldıkları eğitimin ve o sırada yaşadıkları zorlukların, aslında hiçbir şey olduğunu görürler. Aldıkları emirleri uygulayabilmek için canlarını feda etmek zorunda kalacaklardır (Kaynak: beyazperde). Daha detaylı bilgi için lütfen knock knock! .



     Bu postta Stanley Kubrick'in 3 filminden bahsetmedim. Bahsetmediğim bu filmleri sinema grubuyla izledik ve bir sonraki postu kalan üç filmine ayırmayı planlıyorum (Kubrick'in 1980 yapımı "Shining" filmini sinema grubunun ilk turunda izlemiştik.). 
      Kubrick 80'leri atlayıp, sırasıyla ;
     * 90'lardan 1999 yapımı Tom Cruise ve Nicole Kidman'ın baş rollerini paylaştığı "Eyes Wide Shut"; 
      * 70'lerden 1971 yapımı baş rolde Malcolm MacDowell'i izlediğimiz "A Clockwork Orange";
   * 60'lardan 1968 yapımı "2001: A Space Odyssey"den bahsetmek içinse bir sonraki postta görüşeceğiz.
      Sofistike donanımını bir çok farklı türe yansıtmayı başarmış bir yönetmen olan Stanley Kubrick; mükemmeliyetçiliğini, filmlerinde teknik kusursuzluk tutkusuyla ve entelektüel sembollerle harmanlamış, her planda son derece ince detaylarda yürüyerek, kendi tarzını diğerlerinden ayıran farkı elde etmiştir. 




5 yorum:

Gizem Dalyan dedi ki...

peki ya butun dehalari cocuklugunda okul hayatinda basarisiz olmalari. :))


http://the-lizard-queen.blogspot.com/

umruna amadeyim dedi ki...

belki de parça-bütün ilişkilerinde yakalamaya çalıştıkları kusursuzluk tutkusu ve olmazsa olmaz obsesyonlarının örgün eğitimdeki işe yaramamazlığı şeklinde düşünülebilir... Dolayısıyla kaka çocuklar olarak ötelenmeleri belki de işe yaramıştır,hem onların hem bizim :)
katkın için teşekkürler Gizem, hemen bloguna bakıyorum :)

Zihnin Arka Sokakları dedi ki...

Hiç şüphesiz Kubrick hayatımı değiştiren insanların başında gelmekte. Sinema dendi mi aklıma gelen ilk yönetmen. Defalarca hakkında yazmaya yeltendim; ama hep çekindim. O kadar saygı duyuyorum ki ona.. Yanlış birşeyler yazmaktan korkuyorum.

Yazı için teşekkürler.

umruna amadeyim dedi ki...

Zihnin ara sokakları,
Evet Kubrick benim için de en önemli bir kaç yönetmenden biri... öyle bir çekince yaratıyor yazarken malesef, ben de hakkında yazmaya başlar başlamaz önce onu belirtirim, bu kaygımdan ötürü... Kubrick'in minik arşivi onlarca yönetmene ve filme bedel, ben teşekkür ederim

Malatya Haber Sitesi dedi ki...

Malatya Haber  Olarak Sizi Takip  Ediyorum Başarılarınızı Diliyorum İyi Bloglamalar :)  

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...